Sultan Abdülaziz Dönemi (1830-1876)

1861 yılı Haziran’ın 30’unda atalarının tahtına geçen Sultan Abdülaziz, Sultan II. Mahmud ile Pertevniyal Valide Sultanın oğludur. İstanbul’da dünyaya gelmiş, iyi bir eğitim görmüştür. Fransızcayı ana dili gibi konuşur, atalarının mirası olan kabiliyetle şiir yazar, beste yapardı. At, av, cirit ve güreş gibi sporlara düşkündü.

Özellikle güreşi pek severdi. Güçlü, kuvvetli ve pehlivan yapılıydı. Değme pehlivanlarla güreşir, sırtlarını yere getirirdi.
iyi derecede resim yapardı. Askerliğe meraklıydı. Donanma ile ilgilenmiş, ısmarlayacağı gemilerin planını kendisi çizmiştir.
32 yaşında Osmanlı tahtına çıkan Sultan Abdülaziz elâ gözlü, beyaza yakın kumral tenli, sert bakışlı ve top sakallıydı, tsrafçı bir padişah olarak tanınmasına rağmen, sâde giyinirdi. Sarayda bir entari ve terlikle gezerdi.
Halk ondan çok şey bekliyordu. Vücutça Yavuz Sultan Selim’e benzemesi yüzünden, Yavuzca padişahlık istiyorlardı. Ama devir dönmüş, Osmanlı Devleti Yavuz Selim zamanındaki haşmetini kaybetmişti. Tanzimatla başlayan Avrupalılaşma hareketi, ülkeye çok şey kaybettirmişti. Toparlamak için gerçekten de bir Yavuz Sultan Selim’e ihtiyaç vardı.

“TEZ GEMİLER YAPILSIN”

Sultan Abdülaziz, donanmanın güçlendirilmesini istiyordu. Bu yolda talimatlar vermişti. Fakat Sadrazam Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa ekonomik bozukluğu ileri sürerek önce bunun düzeltilmesi gerektiğini savunuyor,
“Efendimiz, bugün devletimiz kabuksuz yumurta gibidir. Bir tarafına diken dokunacak olsa maazallah akıp gider! Evvelâ ahval-i maliyemizi [ekonomik durumu] ıslah edelim [düzeltelim]. Sonra asker tanzimine, donanma tehyiesine [hazırlamaya] çalışalım ” diyordu.
Bu cevaba son derece sinirlenen Padişah, hiç tereddütsüz elini Sadrazama uzattı:
“Mührü ver Paşa, seni azlettik!”
Kıbrıslı Mehmed Emin Paşadan aldığı sadrazamlık mührünü Âli Paşaya verdi. Âli Paşanın bu dördüncü sadrazamlığıydı. Ancak 3 ay 17 gün sürdü (6 Ağustos 1861’den 22 Kasım 1861’e kadar). Mühür ondan da alınıp Mehmed Fuad Paşaya verildi.
Fuad Paşa, ekonomik durumu inceleyip bir rapor halinde Padişaha sundu. Vaziyet çok bozuktu. Halk Sultan II. Mahmud zamanında ilk defa piyasaya sürülen kâğıt paranın piyasadan kaldırılmasını istiyor, devleti sıkıştırıyordu. Sultan Abdülmecid zamanında kâğıt paraların piyasadan kaldırılmasına çalışılmış, ancak isyanlar ve savaşlar yüzünden masraf arttığı, sarayda da bir hayli israf olduğu için imkân bulunamamıştı. Yapılan incelemede hala buna imkân olmadığı anlaşıldı.

Hattâ Fuad Paşa, birtakım tedbirler arasında sarayda bulunan altın ve gümüş kapların, tarihi eserlerin darphaneye gönderilerek eritilmesini teklif etti. Bu teklifi hayretle karşılayan Padişah,  “Nasıl olur?” dedi. “Sultanların seyir yerlerinde su içtikleri gümüş tasları da mı ellerinden alacağız?** dedi.

Sadrazam Fuad Paşa, bu soruya çok açık-seçik cevap verdi:

“Hay hay efendimiz, onları da alırız. Allah göstermesin, Devlet-i Aliyyemi-ze bir fenalık gelip de Efendimiz başi-mızda olarak ve kullarınız da rikab-ı hümâyununuza sarılarak Konya ovasına doğru giderken, sultan efendiler bu taslarla ayrılık çeşmesinden mi su içecekler? Efendimiz vâris-i saltanatsınız [saltanat vârisisiniz], lâkin bir medyun [borçlu] Türkiye’yle vâris oldunuz.”
Fuad Paşa 2 Ocak 1863’te sadrazamlıktan istifa etti. Yerine Kavalalı Mehmed Ali Paşanın damadı, Meclis-i Vâlâ Reisi Yusuf Kâmil Paşa getirildi. Fuad Paşa da Kâmil Paşadan boşalan koltuğa tayin edildi.

İstanbul’da bu değişiklikler arka arkaya yaşanırkeri, Balkanlarda Sırplar ve aynı ırktan olan Karadağlılar isyan etmişlerdi. Bu Ortodoks Hıristiyanlar Rusya tarafından korunup teşvik ediliyordu. O sıralarda Fransa da Rusya’yı destekliyordu. Birlikte Osmanlı Devletine baskı yapıyorlardı. Baskılara dayanamayan Babıali, 8 Eylül 1862’de İstanbul Protokolünü imzalamak zorunda kaldı. Buna göre Türkler, Belgrad kalesinin içine çekiliyor ve doğrudato

Bu Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş
Etiketler: , ,

Yoruma cevap yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*